Kilauea

Hawai’de faaliyete geçen bir volkan, Kilauea. Medyada, fışkıran lavların, akan ateşten nehirlerin görüntüleri yer alıyor. Bir haber bülteni, ‘Görüntüler Büyülüyor’ diye verdi haberi. Doğruydu. Gerçekten büyülüyordu. Dehşetli, ihtişamlı bir büyülemeydi bu. Madden uzakta olduğu için büyülenip geçilebilecek bir doğa olayı olmanın çok ötesinde bu görüntüler. Eminim herkeste söze dökülmeyen, beynin kıvrımlarında, yüreğin derinliklerinde bir yerleri yakıp kavuran bir yanı vardı bu haberlerin.

Yine bir başka haberin büyük puntolu alt yazısı “Kilauea Cehennemi” idi. Evet, Cehennem ! Bildiğimiz başka bir tabiri var mı bunun? Yanmaktan kaçmak, cehennemden korkmak, cenneti istemek. Yaratılışımızda, kaynak kodumuzda olanlar bunlar. Günlük hayatıma, hayatlarımıza dönüp baktığımda bunları bulabiliyor muyum peki? Niye sistem error veriyor çoğu zaman?

“Cehennemden koru bizleri Allah’ım” diyoruz dualarda. Dili yakmayan bir cehennem için, gözler de umarsız. Kupkuru. Elleri yüze sürüp, yüzümüzü cehennem çığırtkanlarına çeviriyoruz. Dalıp giderken bu telaşa, yeryüzü içindeki yangını taşırıyor.  İçimizdeki yangını göremeyen bizler, büyüleniyoruz ateşin ihtişamı karşısında.

 

 

Mola

Kısa bir ara vermişim postlara diyecektim ki, Şubat gibi bir ay gelip geçmiş hiç yeni yazı yazmadan. Bazen durup dinle(n)mek gerekiyor belki de. Belki de kelimeler dolup taşarken dağarcıkta, onları gün yüzüne çıkarmaya mecaliniz olmuyor.

Sözü söylemenin, klavyenin zavallı tuşlarına düşünceyi dökmenin, gri hücrelerdeki hengameyi kağıda çiziktirmenin ilk kuralı, onları bir sıraya koymak. Kafada dolaşan tilkilerin kuyruklarını birbirine bir bir bağlamak ki, kimsenin kurnazlığı kimsenin hakkını yemesin.

Paylaşımın ilk şartının dolup taşmak olduğunu sanırdım hep, ama insan çok dolduğunda taşmadan beklemeyi bilmeyi de öğreniyormuş sanmaya başladım şimdilerde.

Hızına yetişmek için koşturduğumuz teknoloji, iş dünyası, uzmanlık sahalarımız ve tüm bunların paralelinde kendi dünyalarımız. Küçük molalarla hepsine bir bir uğrayıp, tozunu alıyoruz üstünden biriktirdiklerimizin. Önemli olan hiçbirinde kaybolmadan, ne kadar derine inersek inelim hava kabarcıklarını takip edip yüzeye çıkmak. Derinlerin sakinliğinden bir parça yanımızda getirmeyi başaracak kadar şanslıysak, yüzeydeki dalgalarla boğuşmak, çocuksu bir oyuna dönüşecektir zaten.

İşler çok yoğundu, yazamadım tarzında bir mola başlığı değil bu yazı. Sadece bir gece yarısı karalamalarımdan biri. Arada saçmalamak da iyi geliyor insana. Tecrübeyle sabit. 😉

 

Yeni postları paylaşıyor olacağım. Arayı soğutmadan, hemencecik.